Merak edip araştırdım 40 meselesi nereden geliyor diye. Hem islamda hem hristiyanlıkta var 40 törenleri çünkü. Tüm Hristiyan mezhepleri bilmem tabii ama bizde ölünün 15 ve 40ı diye bir tören yapılır kilisede başsağlığı için. Kültürün coğrafyadan etkilenmesi kaynaklı da olabilir tabii ama neticede gündelik hayata ve dile karışmış bir şey. Şöyle bir detay buldum;
"Kırk sayısının özel ve uğurlu bir sayı olduğuna, bazı tabiat varlıklarını temsil ettiğine çok eski çağlardan beri inanılır. Dinde, matematikte, astronomide, astrolojide, edebiyat ve tasavvufta ayrı ayrı anlamlan vardır.
Kırk sayısı eski Mısırlılarda gök varlıklarının kendi yörüngeleri üzerindeki dönüm sürelerini gösterir. Tevrat'ta da insanın yaş dönemlerini belirtir. Muhtemelen 'kırkından sonra azmak' veya 'kırkından sonra saz çalmak' deyimleri de buradan kaynaklanır."
Dün ayrılığın üzerinden 40 gün geçti. Ve ben dün fark ettiğim bir sürü şeyle bu meseleyi anlamlandırıp, olması gereken yere kaldırdım ancak. Aslında ayrıldıktan sonra bir hafta sonu daha görüştüğümüz için, son görüşmenin üzerinden henüz o kadar zaman geçmedi, ama görüştüğümüzde de ayrıydık neticede..
Fark ettiklerim, benzer şeyler yaşayanlara da bir ışık yakar belki diye yazıyorum, hem burada dursun, belki ileride dönüp okurum :)
*En başta, ben bu ilişkiye korku enerjisiyle girdim, hayat arkadaşımı bulma isteğine artık bağımlı olmuştum ve bu da 'ya bulamazsam' korkusu yaratıyordu. Hadi artık bu olsun diye sarıldım adama.
O hangi enerjiyle, hangi motivasyonla girdi bilemiyorum ama her nasıl girmiş olursa olsun, yaralarından konuşmaya başlaması uzun sürmedi.
*Benim değersizlik korkumla, onun güçsüzlük korkusu eşleşti ve korkulardan bağlanınca birbirimize, kısa sürede kopma isteği oluştu. İlişki süresince, beni yöneten içimdeki yaralı küçük çocuktu, elimden çekiştiriyor ve 'boş ver, her şeyi görmezden gel, ne olursa olsun bu sefer sürdür' diyordu. Karşımdaki de inanılmaz tatlı bir küçük çocuk olunca, oyun arkadaşımı buldum diye pek bir sevinmiş olmalı benimki :)
Bana ilk derdini söylemesinin ardından (ben seni senin beni sevdiğin kadar sevmiyorum, senin verdiğin kadar değer vermiyorum, biz uyumsuzuz, ama bunları ayrılmak için söylemiyorum, içimdeki bencil çocuk benden kopamamanı diliyor mealinde bir şeyler yazmıştı 10 sayfa kadar süren) ben tepki olarak 'böyle sürdüremem' dedim. Sonra kendi kendime bu konuşan ego, ben ilişkiyi sürdürmek istiyorum aslında diye teşhis koyarak devam ettim. Uzatma 8 gün sürdü, sonra o ayrıldı benden.
Ayrıldıktan sonra da kendime zor günler yaşattım, mutsuzdum ama mutsuzluğum bilindik olduğu için oraya geri dönmek istedim falan filan. Ama esas bir süre geçip, kendime dönme zamanı geldiğinde aydınlandım. Yukarıda saydıklarımı ve çok daha fazlasını fark ettim kendimde.
*Bir başka aydınlanma da benim ayrılmayı bilmemem ve bir türlü beceremem konusunda geldi. Annemle babam, her türlü şiddetin de bulunduğu (bence) çok mutsuz bir evliliğin içinde hala yaşıyorlar. Önümde bir sağlıklı ayrılma örneği yok, nedir bilmiyormuşum. Eski ilişkilerimde de hep geri dönüşler yaşadım uzun süre (bir önceki yazıda 'bu sefer iletişim kurmamayı başardım' diye gururlanmamın sebebi bu geçmişteki geri dönüşler işte). Ayrılmayı bilmememin başka bir sebebi ise, ergenlik döneminde, bir veya bir kaç kez bağlanmayı ve sağlıklı bir şekilde ayrılmayı deneyimleyememiş olmam. Aile ve mahalle baskısı nedeniyle gerçek bir ilişki kurabilmem ergenlik döneminden çok çok sonrasına denk geliyor.
Önceki postumda yazdığım konu , yani onun ayrılıktan sonra ne yaptığının bana dert olması meselesiyle ilgili dün , tam da olması gereken anda , okuduğum kitapta karşıma çıkan şu satırlar bayağı bir gözümü açtı ;
“Ya adam benimleyken sürekli başka kadınların peşinden koşar, beni deli
ederdi. Nasıl olduysa bu kadınla (bir başkası) adam bambaşka birisi oldu. Bir
bağlandı ki bu kadına, sorma. Hatta evleniyorlar. Vallahi bir baksan kadın da
kadın olsa.” Böyle bir durumda boşuna kendinizi hırpalamayınız. Çünkü erkek
aslında aynı erkek. Peki aynı erkekse nasıl oluyor da senin tanıdığın hali bir
başka, bir diğerinin onunla deneyimi bambaşka ? Seninle olan ilişkisinde
birbirinize attığınız enerji bağlarında o erkeğin bazı kodlamaları derin bir
uykuda, bazı kodlamaları ise aktif bir haldeydi. Yani aranızdaki ilişki
dinamikleri gereği, attığınız enerji bağlarıyla, birbirinizin bazı derin
dosyalarına tıkladınız, bazılarına da tıklamadınız. O kadınla olan ilişkisinde ise,
yine karşılıklı atılan enerji bağları sebebiyle muhtemelen seninle deneyimlenen
kodlamalar uykuya çekildi, başka dosyalar tıklanarak açığa çıktı. Seninle neler
yaşanması gerekiyorsa yaşandı, o kadınla da öyle. İkinizin de kendi yaşam
yolculuklarınızda kendinizle ilgili görmeniz gereken dosyaları, aynı erkek size
farklı rollerle aynaladı. Kendinizle ilgili görmeniz gerkenler için bir aracı
oldu. Erkek de, sizin aracılığınızla kendinde görmesi ve fark etmesi gereken
dosyaları deneyimledi. Sizler de onun kendi meselelerini anlayabilmesi için
aracı oldunuz. Aslında hepimiz için benzer durumlar sürekli geçerlidir. “
İşte böyle sevgili okur. Her gün kendime biraz daha yakın ve her gün sevgi enerjisiyle biraz daha dolu ilerleyebilmeme kapı açtığı için o tatlı çocuğu sevgiyle anabilirim artık :)
Eklenti: Yukarıdaki aydınlanma maddelerine, eklemeyi unuttuğum iki adet madde var. Bunlardan birisi, bağımlı ilişki tipinde sıkça geliştirilen kurban-tacizci rollerini nasıl da üstlendiğimizi net bir şekilde gözlemlemiş olmam. Bir keresinde bana bir sebepten kızıp, bağırıp, küfredip telefonu yüzüme kapattıktan sonra, ben ondan özür dilemiştim sinirlendirdiğim için :) Bir de öfke kontrol problemi vardı evet...
Bir diğer unuttuğum konu da, onu çok severek ve çok vererek kendime istemeden borçlandırmış olduğum konusu... Ve kimse borçlu olduğu insanı sevmez...
Bir diğer unuttuğum konu da, onu çok severek ve çok vererek kendime istemeden borçlandırmış olduğum konusu... Ve kimse borçlu olduğu insanı sevmez...

Ne güzel geçtin tüm o patikalardan, acı otların ve çiçeklerin arasından..
YanıtlaSilhep beraber geçtik güzelim, senin her biri ayrı kıymetli yorumlarını da unutmuyorum :) biz tanışalı sadece 4 gün olmuşken 'seni seviyorum demesini bilmeyenle olmaz, baştan yanlış sonradan doğru olmaz' demiştin ve adam en sonunda ilişkinin ben 'seni seviyorum' lafını sevmiyorum, söylemeyi de, duymayı da, dedi :)
Sil"Borçlu" olabilir ama ünlü de oldu, bir. Sayesinde sen aydınlanmaya devam ederek 40 ını çıkarırken, okuyucu, onun da içeriklerini aktive ettiği yazılarından hala faydalanıyor, bu da iki. Demek istiyorum ki Bal, sen verdin bir kişiye, ferah köylü veriyor bir çok kişiye. Bu arkadaşın bence borçları silinsin:)
YanıtlaSilBen verdim bir kişiye derken ?!? :))
Sil"Bir diğer unuttuğum konu da, onu çok severek ve çok vererek kendime istemeden borçlandırmış olduğum konusu"
YanıtlaSilAnlaşılmadım mı ben? :)
Kafam bi dünyaysa demek :)
SilBir yerde ilişki süresinin yarısı kadar bir surenin ayrılık acısı suresi olduğunu okumuştum.Kırkı çıkmış ve bitmiş sizinki:) Öyle düşünelim.
YanıtlaSilBen de sex and the city dizisinde duymuştum, charlotte söylüyordu :) öyle oldu evet, çok teşekkürler :)
Sil