"(1)
Yaşadığın, seni gülümseten şeyi, mesela asfaltın üzerine çökmüş köpek patisi izlerini, on kişiye anlatıp, birine söyleyemediğin için hissettiğin o eksiklik duygusu var ya. Hah. Onun adı özlemek. İyi bak kendisine, beslemesen de büyüyor.
(2)
En derinde yaşadığın üzüntülerin, bir gün, aniden, hüzne bulaşıyor. İşte o gün daha da çok özlüyorsun. Uzaktakini.
(3)
Bazen yanında özlediklerine hoşçakal diyip, uzaktan özleme kararı alıyorsun. İstekten değil o. Mecburiyetten. En dertli hoşçakal ama içinde hoşça bir şey de kalan.
(4)
Tekrar tekrar aklıma geliyor bazen. O andaki bakışın. O dakikadaki suskunluğumuz. Anıya karışıp, geç-miş olana kadar böyle. Bir anlam yüklemeye çalışmaktan değil, özlemekten işte.
(5)
Özlediğinde, daha da uzağa kaçma, araya kıtalar, saat farkları, mevsimler koyma hissi var ya. Anladın onu. Zamanı ileri-geri saramadığından, mekana hükmetme arzusu."*
*Urban confessions blogundan alıntıdır, keşke ben yazabilmiş olsaydım dediğim ender yazılardandır.
Yorumlar
Yorum Gönder