Liseden bir arkadaşım var. Okuldayken sadece bir dönem yakındık ve sonra bir bağımız kalmamıştı. Sebep sonuç hiç bir şey hatırlamıyorum. Zaten ben tüm ergenliğimi bir toz bulutunun arkasından anlar olarak hatırlarım çoğu zaman. Net anılarım çok azdır. Dağıtmayayım, bu arkadaşım, sanırım üniversiteden sonra yaşamak için yurtdışına gitmiş. Bir süre önce de geri dönmüş. O döndükten sonra facebook sağ olsun birbirimizi bulduk. Bir buçuk yıldır yakın arkadaşlarımın arasında o da. Konuşup paylaştıklarımız çok kıymetli benim için. İşte onun sayesinde , arkadaşlarının organize ettiği bir mavi yolculuğa dahil oldum. Ta Mart ayından planladık her şeyi. Çok yapmak istediğim bir şeydi mavi yolculuk ve onların ayarlaması çok işime geldi. Zaman çabuk geçti ve iki güncük kaldı. Sonra teknedeyiz. Ben, arkadaşım ve benim tanımadığım 12 kişi. Böyle olmasın diye bir tanışma toplantısı düzenlendi. Dün akşam oluyor bu. Ben hemen atladım tabii.
Daha öncesinde de kimseyi tanımazken teknedeki yiyecek içecek düzenlemelerini yapmaya gönüllü olmuştum (hemen sonrasında da pişman olmuştum).
Dün akşama gelelim. Mekan çok keyifliydi. Sonradan anladım ki, tekneye gelecek olan yabancıların İstanbul'u keşif programında görmek istedikleri bir yer olduğu için orası seçilmiş. Mekan keyifli, sorun yok. Buluşma saatinden bir saat önce gittim. Zira ben herkes gibi öyle çok yoğun olmayan normal bir çalışanım. Saat 18:00 dedin mi çıkıyorum ofisten, o arada da oyalanacak bir işim yok. Gidip kitabımı okurum bari deniz kenarında. Öyle de yaptım, o kısım keyifliydi.(Başarının ölçütü yoğun olmak mıdır, sadece sıradan elemanların mı işi 18:00de biter, bir mekana erken gitmek eziklik midir, geç kalan hep havalı yoğun insan mıdır gibi sorularım da benimle birlikte kitap okuyordu o esnada.)
Buluşma saatine doğru 2 çift geldiler. Bir çift yabancı, diğer çift ise Türk kadın ve yabancı adam şeklinde. Tanıştık, sohbet ettik. Türk olan kızla neden herkesin her yere her zaman geç geldiğini konuştuk. Çok uzun yıllardır yurtdışında olduğu için ona garip geldiğini ve bir gün burda tekrar yaşamaya başlarsa çok sıkıntı çekeceğini düşündüğünü söyledi. Sohbet güzeldi. Daha sonra buluşma saatinin epey geçtiğini fark edince, diğerlerine mesaj attık nerede olduklarını sormak üzere. Benim arkadaşımın ve onunla birlikte gelmekte olan diğer kişinin gelemeyeceğini öğrendik. Trafik yüzünden köprü yolunda sıkışıp kalmışlar. Diğerleri de gelecekmiş. Açlıktan ölmeden yemeklerimizi söyledik. Ben bir kaç kez masa içinde yer değiştirdim, çünkü birbirinin yanında oturmak isteyenler vardı ve ben kimseyi tanımadığım için kimin yanında oturduğum hiç fark etmiyordu.
Neyse, sonra kalktık, tekne için şapka aldık açık bir dükkandan, yabancılar dondurma yemek istedi, oraya da uğradık. Sonra evlere dağılma saati geldi.
Biz karşıda oturan üç genç kadın birlikte taksiyle Beşiktaş'a gitmeye ve sonra oradan motora binmeye karar verdik. Bir kişi yolda dolmuşla gitmek istediğine karar verdi ve biz ikimiz taksiden indik iskelede. Benim ayağımda 15 cm topuklu ayakkabılar, bir yandan koşturup bir yandan akbil çıkarmaya çalışıyorum. Diğer kişi de önümden gidiyor. Ben akbil basıp geçtim, bir de baktım ki o motora binmiş ve motor hareket etmiş. Öylece bakakaldım arkasından. Evet beş dakikadır tanışıyor olabilirdik ama böyle bırakıp gitmesi nedense çok koydu bana. Bir sonraki motora binmek yerine iskeleden çıktım ve bir banka oturdum bir süre. Kendime gelemedim. Daha önce beni bırakıp giden herkesin verdiği acı, sanki o tek harekette tekrar kalbimde sızladı.
Sonra tabii ki bir şekilde evime döndüm ama yol boyunca kendimi hırpaladım bol bol. Neden her şeye hemen atlıyordum ki ? Hıyar ve tuzlu bir deyim var kendime sürekli yakıştırdığım, burada yazamayacağım şimdi. Neden ama ? Neyi arıyorum da onu bulma umuduyla her şeye atlıyorum ? Sonra neden bunu yaptığım için kendime kızıyorum ? Nedir yani , alt tarafı hiç tanımadığım biri beni ortada bırakıp basıp gitmiş. Nedir yani, teknede zaten her saniye göreceğim bir sürü insanla gereksiz bir akşam daha geçirmişim. Hiç biri dünyanın sonu değil.
Ne zaman kendimi memnun olmadığım bir durumun içinde bulsam, temel sorgulamama dönmem en fazla beş dakika sürer. Yine öyle oldu. Neden bu durumdayım diye kafamın içini kemiren (ve sanırım sürekli tetikte bekleyen) huzursuz ses ortaya çıktı. Suçlayacak bir sürü hedef aradım, buldum. Gereksiz yere geçmişi eşeledim durdum. Sonuç döndü dolaştı, çocuk da yapamadım kariyer de çıkmazına geldi. Tabii ki bunun bana bir faydası olmadı :)
Şu an ofiste relax çayımla birlikte oturup, geçen hafta teklif edilse kabusum olacak bir şeyin gerçekleşmesinin hayalini kuruyorum. Patronum bana desin ki, 'haftaya ofiste sana çok ihtiyacımız var, tekne için verdiğin tüm paraları sana geri ödeyeyim ve sen de gitme'. Ama olmaz bence :)
Dün akşama gelelim. Mekan çok keyifliydi. Sonradan anladım ki, tekneye gelecek olan yabancıların İstanbul'u keşif programında görmek istedikleri bir yer olduğu için orası seçilmiş. Mekan keyifli, sorun yok. Buluşma saatinden bir saat önce gittim. Zira ben herkes gibi öyle çok yoğun olmayan normal bir çalışanım. Saat 18:00 dedin mi çıkıyorum ofisten, o arada da oyalanacak bir işim yok. Gidip kitabımı okurum bari deniz kenarında. Öyle de yaptım, o kısım keyifliydi.(Başarının ölçütü yoğun olmak mıdır, sadece sıradan elemanların mı işi 18:00de biter, bir mekana erken gitmek eziklik midir, geç kalan hep havalı yoğun insan mıdır gibi sorularım da benimle birlikte kitap okuyordu o esnada.)
Buluşma saatine doğru 2 çift geldiler. Bir çift yabancı, diğer çift ise Türk kadın ve yabancı adam şeklinde. Tanıştık, sohbet ettik. Türk olan kızla neden herkesin her yere her zaman geç geldiğini konuştuk. Çok uzun yıllardır yurtdışında olduğu için ona garip geldiğini ve bir gün burda tekrar yaşamaya başlarsa çok sıkıntı çekeceğini düşündüğünü söyledi. Sohbet güzeldi. Daha sonra buluşma saatinin epey geçtiğini fark edince, diğerlerine mesaj attık nerede olduklarını sormak üzere. Benim arkadaşımın ve onunla birlikte gelmekte olan diğer kişinin gelemeyeceğini öğrendik. Trafik yüzünden köprü yolunda sıkışıp kalmışlar. Diğerleri de gelecekmiş. Açlıktan ölmeden yemeklerimizi söyledik. Ben bir kaç kez masa içinde yer değiştirdim, çünkü birbirinin yanında oturmak isteyenler vardı ve ben kimseyi tanımadığım için kimin yanında oturduğum hiç fark etmiyordu.
Neyse, sonra kalktık, tekne için şapka aldık açık bir dükkandan, yabancılar dondurma yemek istedi, oraya da uğradık. Sonra evlere dağılma saati geldi.
Biz karşıda oturan üç genç kadın birlikte taksiyle Beşiktaş'a gitmeye ve sonra oradan motora binmeye karar verdik. Bir kişi yolda dolmuşla gitmek istediğine karar verdi ve biz ikimiz taksiden indik iskelede. Benim ayağımda 15 cm topuklu ayakkabılar, bir yandan koşturup bir yandan akbil çıkarmaya çalışıyorum. Diğer kişi de önümden gidiyor. Ben akbil basıp geçtim, bir de baktım ki o motora binmiş ve motor hareket etmiş. Öylece bakakaldım arkasından. Evet beş dakikadır tanışıyor olabilirdik ama böyle bırakıp gitmesi nedense çok koydu bana. Bir sonraki motora binmek yerine iskeleden çıktım ve bir banka oturdum bir süre. Kendime gelemedim. Daha önce beni bırakıp giden herkesin verdiği acı, sanki o tek harekette tekrar kalbimde sızladı.
Sonra tabii ki bir şekilde evime döndüm ama yol boyunca kendimi hırpaladım bol bol. Neden her şeye hemen atlıyordum ki ? Hıyar ve tuzlu bir deyim var kendime sürekli yakıştırdığım, burada yazamayacağım şimdi. Neden ama ? Neyi arıyorum da onu bulma umuduyla her şeye atlıyorum ? Sonra neden bunu yaptığım için kendime kızıyorum ? Nedir yani , alt tarafı hiç tanımadığım biri beni ortada bırakıp basıp gitmiş. Nedir yani, teknede zaten her saniye göreceğim bir sürü insanla gereksiz bir akşam daha geçirmişim. Hiç biri dünyanın sonu değil.
Ne zaman kendimi memnun olmadığım bir durumun içinde bulsam, temel sorgulamama dönmem en fazla beş dakika sürer. Yine öyle oldu. Neden bu durumdayım diye kafamın içini kemiren (ve sanırım sürekli tetikte bekleyen) huzursuz ses ortaya çıktı. Suçlayacak bir sürü hedef aradım, buldum. Gereksiz yere geçmişi eşeledim durdum. Sonuç döndü dolaştı, çocuk da yapamadım kariyer de çıkmazına geldi. Tabii ki bunun bana bir faydası olmadı :)
Şu an ofiste relax çayımla birlikte oturup, geçen hafta teklif edilse kabusum olacak bir şeyin gerçekleşmesinin hayalini kuruyorum. Patronum bana desin ki, 'haftaya ofiste sana çok ihtiyacımız var, tekne için verdiğin tüm paraları sana geri ödeyeyim ve sen de gitme'. Ama olmaz bence :)
Canım benim önce kafana takma diyecektim ama vazgeçtim çok kolay bir şey değil bu çünkü ve ben de olsam senin aynı hissettiklerini hissederdim. Çoğu zaman benzeşiyoruz da farkındasın buluşma yerine zamanında gelme, birisi bir şey sorduğunda ya da yazdığında vakitlice cevap verme, gelemeyeceksen zamanında bildirme gibi aslında zaten olması gereken ama normalde kimse uymadığı için anormalmiş gibi görünen alışkanlıklar:)
YanıtlaSilFeysbuka giremiyorum çok yoğunum, mesajlara bakamıyorum çok meşgulüm, her yere gecikiyorum iş uzadı tarzı yorumlara aldırma. Ruh hastası bir meşguliyetle çalışanlar (ki birisi doğumgünüdaşın biliyorsun) inan bu tarz yorumları bile yapamayacak kadar yoğun oluyorlar:)
Tanımadığın bu insanın kaba davranışı için de kendini hırpalamamaya çalış ve tekneye gidene kadar bekle bence. Belki de o senin geride kaldığını farketmedi ve yeni tanıştığınız için de muhtemelen iletişim kurma (arama, msj atma vs şansı) yoktu. Eğer teknede tekrar karşılaştığınızda konusu açılırsa ve senin için akla yakın bir açıklama yaparsa sorun yok. Eğer yapmazsa da kaba insanlar defterini birini daha ekle ve yürü pardon yüz git. Kalanların sana yeter muck.
Sen hep aklıma geldin zaten hayatım , tamam öyle yapıcam söz <3
YanıtlaSilNasıl kariyer yapamadın anlamadım? Evde oturup koca bekliyormuş gibi yapıyorsun her seferinde, anlamıyorum.
YanıtlaSilÜzülme bu kadar demek istiyorum, ama üzülmüşsen vardır bir sebebi...
Bak Anthony Robbins der ki, beyin harika bir organdır, ona hangi soruyu sorarsan sor, sana bir cevap bulur. O yüzden hangi soruyu sorduğuna dikkat et.
Yani cok parlak ve onu acik (mesela bir multinational sirkette) bir kariyerim yok anlaminda canim :)
YanıtlaSil