Kendini seçemiyorsun.

Bırakıp kaçamıyorsun. 

Kendimle ilgili sevmediğim ufak tefek şeylerin birikip bana gına getirdiği günlerdeyim. Sanırım bir kaç gündür böyle. Alttan alta giden, sebebini tam bilemediğim, sabah uyandığımda 'neydi yahu benim canımı sıkan şey' diye düşünmeme sebep olan huzursuzlukların içinden geçtiğim günlerdeyim. 

"2-3 gün önce başlayan nedensiz enerji gerginliği bir kaç gün daha etki yaratabilir. " Böyle bir astrolojik yorum okuduğumda, hah diyorum, işte bundan sebep. Eskiye dair karanlıkta kalan şeylerin açığa çıktığı bir dönemdeymişiz bir de. Ne gerek var ki, ayrıldıktan bir kaç yıl sonra bir eski sevgilinin beraberken seni aldattığını öğrenmek mesela, kime ne yarar sağlar. Safi gereksiz bilgi. Böyle bir şey olduğundan değil, örnek babında.

Son üç haftada üç ayrı adamla tanıştım. Yaşlarınin ortalaması 40. Ama yirmili yaşlarda olan da var aralarında, ellili yaşlarda olan da. Sosyokültürel yapılar da çeşitli. Yalnız hepsinde ortak bir kaç özellik var. Birincisi "seyirlik değil ömürlük olsun
dilerim bu defa bu son olsun"
dizelerinde geçen seyirlik'e örnek hepsi de. Ömürlük adam kalmamış olabilir mi ? Ben ki böyle umutsuz konuşanlara hep kızarım, ben bile bunu söylüyorsam durum vahim demektir. 

Bir süredir bu konulardan uzak kalmış olmama rağmen, davranış kalıbını hemen çözdüm. Birebir aynı davranıyorlar, genci de yaşlısı da. Ve bende zerre heyecan uyandıramıyorlar. 

Başa dönüyorum. Bırakıp kaçma mevzusu. Daha doğrusu arzusu. Kelimelik diye bir oyun oynuyorum mesela. Tıkandı mı oyun (genelde ben tıkıyorum oyunu) hemen teslim ol seçeneğine tıklayasım geliyor. Bu refleks hayatın genelinde böyle. Bir şey olmadı mı bırakıp kaçasım gelir. Yüzde 99 durumda kalırım ama. Hiç bırakıp kaçamamış birinin hep bırakıp kaçma arzusu. Oyunu bırakırsın da, mesele kendin olunca zor, neyi bırakıp nereye kaçıyorsun ? 

Sezen şarkılarına pazartesi sendromuma büyük katkılarından dolayı teşekkür ediyorum, iyi haftalar...

Yorumlar