Mesaj kaygısı... mı acaba...

Sevgilimle konuşmayı sevdiğim bir konu var(dı). O da benim İstanbul'da yaşama mecburiyetimin kalmayacağı dönemin ne zaman geleceği konusu. Konuşmayı seviyorum çünkü bu konuyu düşünmeyi de seviyorum. Yaklaşık 21 ay sonra emeklilik için prim ödeme zamanım ve çalışma yılım doluyor. Sonra emekli olmak için yaşı beklemem gerekiyor. Ki ona çok var...

Sevgili zaten bir sahil kasabasında yaşadığından (ve çalıştığından) o halinden memnun. Ama benim de burada halimden memnun olduğumu düşünüyor, ki öyleyim... İstanbul'un tadını çıkarabilen insanlardan olduğumu düşünüyorum ve bunun için vaktim&naktim oluyor genellikle. işimi de seviyorum. En azından rutinimi destekliyor ve çok şükür huzursuzluk çok seyrek olur. 

Gel gelelim ben sevgiliyle hayat arkadaşı olmayı planlıyorum(dum) bu da bana göre hayatı paylaşmak, yani en azından aynı şehirde (tercihen ise aynı evde) yaşamak demek. Bu öğlen konuştuğumuzda ve ben prim günümün dolmasına 21 ay kalmış dediğimde, 'bu şartlarda bence sen çalışabildiğin kadar çalış bu iş yerinde' dedi. Yani zaten en az iki sene çalışacağım. Sonrasında da böyle git gel devam etmenin onun için sorun olmadığını anlıyorum. Beni özlediğini söylüyor sürekli (sevdiğini henüz değil) ama aynı zamanda özlemenin çok güzel olduğunu da. Ama 'çok özledim' diye şikayet eder tavırlı beyanatları da var. Neticede ben anlamıyorum ne istediğini...

Yıllarca böyle hafta sonları gidip gelemeyiz bence. Yani her akıl yürütmede olduğu gibi sonunda ben ne istiyorum'a dönüyorum ve diyorum ki, ben bunu istediğimi düşünmüyorum... En azından şu anda...

Bir de bana anlattığı bir anektod var ki, dün iyice kafamı karıştırdı. Tanıdığı komik bir adam ona sürekli evlenecek kızlar öneriyormuş. Son söylediğinde, o da 'benim başım bağlı' artık demiş. Adam da onu rahat bırakmış. Bundan bir süre sonra, adam tekrar 'nasıl gidiyor' diye sormuş, benimki de 'iyi gidiyor' diye cevap vermiş. Adam da (onun kafası öyle çalıştığından) 'ee ne zaman evleniyorsun' diye sormuş, bizimki de 'ben evlilik düşünmüyorum' demiş. Şimdi bu bana mesaj kaygısı mı değil mi bilemedim....

Daha geçen cumartesi, olaylı bir cuma gecesinin ardından, havadan sudan sohbet ederken konu nasıl geldiyse evlilik ve düğün olayına geldi. Ben de samimi fikrimi -ama tabii her zamanki gibi mümkün olduğunca kuyruk ve burun dik bir tavırla- söylemeye çalıştım. Benim hatırladığım, bu konuda aynı fikirdeydik.

Oysa ki yukarıda söz ettiğim iki mesele, bana adeta 'üzerine ihale kalmayayım' diye mesaj veriyormuş gibi hissettirdi ve rahatsız oldum... Ki tekrarlıyorum, ben daha ne istediğimi bildiğimi düşünmüyorum.... 

Hep kendime diyorum ki, 'anın tadını çıkar, zaten yarın ne olacağını, dahası yarın ne isteyeceğini bilmiyorsun ki...' Sonra da kendimi böyle şeylere takılırken buluyorum...

Nasıl düşünmem gerek konusu kafamı kurcalıyor....


Yorumlar

  1. Almanya'da fark ettiğim gerçeklerden biri de aslında evliliğin gerçekten sadece bir kağıt parçasına imza demek olduğu. Senin bahsettiğim yaşam arkadaşlığının bu kağıda ihtiyacı yok. Burada çok az arkadaşım evli, çoğunun yaşam arkadaşı var ve hatta çocukları var. Onların arasında kendimi çok klasik görüyorum :) Ama evlilik bana "güvence" vermişti, öyle bir kültürden geliyoruz çünkü, sanki yüzüğü takınca rahatlayacaksın başkasına bakmana, devamlı aynı kısırdöngüde yeni birini aramana gerek kalmayacak gibi gelmişti.. Öyle de oldu. Evlenene dek hep gelgitler yaşardım evlendikten sonra "ya ben bu adamı gerçekten seviyorum, başkasıyla olamam" dedim.. Oysa ne kadar saçma, bunu diyebilmek için bir yüzüğe bir imzaya ihtiyacım varmış.. Şimdi fark ediyorum evlilik gerçekten çok anlamsız, çok gereksiz, iki insan birbirini gerçekten seviyorsa ve birlikte olmaktan zevk alıyorsa yeter. Ama dediğim gibi bunu anlamak için evlenmem gerekti :) Hatta işin bir de çocuk kısmı var ki onu hiç sorma, yaptıktan sonra bazı biyolojik saatlerin ne anlamsız olduğunu fark ediyorsun vs vs.. Takılma, anı yaşa derim.. "Sonu olan" masallarla yıkanmış aklımız..

    YanıtlaSil
    Yanıtlar
    1. Canım Ceren'im, hep tam duymaya ihtiyacım olanı, tam da duymam gerektiği anda söyle sen, e mi ! Var ol ! Benim içimdeki isyancı-anarşist ve ataerkil baskıcı aileye kafa tutan yan zaten hep diyor ki, ikimiz birbirimizi bu yolda el ele yürümek üzere seçmişiz, bunu devlete, kiliseye ona buna onaylatma ihtiyacı neden ?!? Aynen dediğin gibi yapacağım bitanem ❤️

      Sil

Yorum Gönder