Hayatımın en dönüştürücü 6 gününü geçirdim. Bir yoga kampında. Daha doğrusu ben yoga kampı diye gitmiştim ama bambaşka bir şeymiş. Nefis bir şeymiş. En mutlu 6 günü demiyorum, buraya dikkat. Diyemem de, çünkü büyük çoğunluğunu öfke patlamaları ile geçirdim. Ne var ne yoksa açığa çıktı içimden. Bir keresinde kamptan kaçtım hatta.
Yaptığımız her şeyi ve bendeki etkilerini, hissettirdiklerini uzun uzun yazasım var. Unutmak istemiyorum, paylaşmak ve yaşatmak istiyorum zira.
Ama bu yazının konusu bu değil.
Bu yazı bir mektuptan oluşacak. Eski sevgilime. Kampta 3 mektup yazdık, öncesinde zihnimizi boşaltıp ve her bir mektup için sadece 6 dakikamız vardı. ilki anneye, bir ara -kısa bir meditasyon, ikinci babaya ve sonra 3. de seçeceğimiz herhangi birine.
Ben eski sevgilimi seçtim yazmak için ve ona 'iyi ki gittin, iyi ki bende bittin' içerikli bir mektup yazdım.
Sonra geldik zurnanın zırt dediği yere. O mektupları başka bir gözle okuduk. Ortada ne anne varmış, ne baba ve ne de 3. bir insan. Hepsi kendimizle konuşmalar tadında imiş meğer. İşte ben o mektup aracılığıyla, ve muhtemelen de yaptığımız tüm diğer çalışmaların etkisiyle, bir aydınlanma yaşadım. Dün. Yani kamptan çıktıktan 2 gün sonra ve Datça'da dolunayda yüzmek için çok sevgili bir arkadaşımla buluşmak bahanesiyle yaptığım tek başıma tatilimin son gününde.
O aydınlanmayı burada bir mektupla, eski sevgilimle paylaşmak isterim. Blogumu bildiğinden veya okuyacağından değil, zaten artık konumuz onunla herhangi bir şey paylaşmak da değil. O bana göstermesi gerekeni gösterip gitti zaten çoktan.
Neyse, daha fazla girizgahı uzatmadan mektuba geçiyorum;
"Canım sevgilim,
Dün hatırladım, ben 3,5-4 yaşında göz ameliyatı olmuştum. Anneme sordum tam yılı veya yaşımı hatırlayamadı, aşağı yukarı bazı referanslar alarak 3,5-4 yaşında olduğum sonucuna vardık. O ameliyattan önce gerçekten şaşıydım. Şimdi kalan hafif şehlalık gibi değildi yani durum. Ki ben bunu çok seviyorum , hem sevimli hem de gizemli olduğunu düşünüyorum ama konu bu değil. Hayatımda ilk defa bir insan beni 'şaşım' diye sevdi. Böyle sevgi sözcüğü mü olur ? Benim inanılmaz hoşuma gidiyordu ama. Hala da 40 yılda bir konuştuğumuzda ve sen bana sadece şaşım diye hitap edip yazdığında aynı sıcaklığı hissediyorum ben.
O 3. mektubu sana yazmıştım. Aslında iyi ki gittin diyordum ama alt metin, serzenişte bulunan kibirli bir çocuğun çığlığıydı. Beni sevmedin, bana emek vermedin, özen göstermedin, hoyrat davrandın, kırdın, döktün diyordu. Sonradan bu mektubun aslında içimizdeki çocuktan büyük halimize sesleniş olduğunu anladık. Evet ben kendime hoyrat davrandım, çok hırpaladım içimi dışımı. Senin beni hırpalamandan şikayet edip, hep aynı şekilde kırılmak için yine de dönüp dönüp yanına geldim. Sen beni hırpalıyordun çünkü benim içimdeki ufaklığı nasıl da hırpalıyor olduğum konusunda bana aynalık yapman gerekiyordu. Ben dozu arttırdıkça sen de arttırdın ! Ben görene kadar durmadın, her gün yeni ve yaratıcı bir şekilde kırdın. Ben her gün kendi canımı, ruhumu, daha yaratıcı bir şekilde yaktım.
Ne zaman meditasyon yapsam içimdeki çocuğun hep o 3,5-4 yaşındaki lüle lüle portakal rengi saçlı hali geliyor gözümün önüne. Onunla iletişim kurmayı bilmiyorum ve sanırım bu yüzden hoyrat davranıyorum. Sen bana hoyrat davranıyorsun çünkü bana bunu göstermeye çalışıyorsun. Hayatın özü ilişki. En özü kendimizle olan.
Bana bu yolda aynalık ettiğin, hayatıma girdiğinden beri bu şekilde davrandığın, beni hiç bilmeden şaşım diye sevdiğin, hep o içimdeki çocukla olan ilişkim konusunda bilmeden yol göstermeye çalıştığın için teşekkür ederim sana. Ben senin hayatına ne için girdim bilmiyorum. Girdiğimden beri, kendime mal ettiğim bir sürü güzel şey oldu hayatında, hatta uzun süre bunları helal etmekte zorlandım. Vermek konusunda problemi olan içimdeki eril tarafın sancılarını çektim uzun uzun.
Şimdi artık iletişimimizde yeni bir boyuta geçtik, eskiden (ayrıldıktan sonra bile çok uzun süre boyunca) benim başka biriyle olmam ihtimalini dayanılmaz bulan sen, bana bir ilişkin olduğunda şöyle yap böyle yap diye akıl vermeye bile başladın :) Böylesi bana şık ve zarif gelmediğinden kestim ben seninle iletişimi.
Daha söyleyecek şeylerim olabilirdi, hala ara ara oluyor paylaşmak istediklerim. Ama bu besledikçe kanatacak bir yara. Tamam anladım, bana diyorsun ki, içindeki o tatlı kıza sevecen davran, hoyrat olma, sev onu, sar. Anladım. Daha fazla uzatmak her şeyin tadını kaçıracak. Bana hala ağzın ve kalbin dolu dolu 'şaşım' derken , tam orda bırakalım. Seni seviyorum, teşekkür ediyorum, güzellikle uğurluyorum, hoşçakal :)"

Bu çocuklara bayılıyorum:) Döndürüp dolaştırıp kendi yüreğimize getiriyorlar bizi. Bal, seninkinin gönlünü ne güzel almışsın! Dört köşe, hayır daha fazla köşelenerek okudum. Bugünün adını hayırlı salı koydum.
YanıtlaSilSonra Datça diyorsun, dolunay diyorsun, yüzdüm diyorsun, aynısından istiyorum:)
Sevgiyle ve çoluk çocukla:)
Bir sonraki dolunayda beraber yüzelim Datça'da :)
Sil