Bugünü anlatmalıyım, daha öğlen ama şimdiye kadar olanı bende anlatma isteği uyandırdı. Dün gece kendime en istikrarlı zarar verme yöntemlerimden ikisini de yapmıştım (hafif dozda ama yine de) ve sonra uyudum. Anlatmaya dünden başlamam sonradan gelen bir girizgah isteğinden sanırım. Çünkü asıl olay sabah. Yazması bile uzun bir sabah ritüelim var uyanır uyanmaz yaptığım. Bu sabah onu yapmayı canım istemedi, şimdi bunu yazınca fark ettim, dünden başlamamın sebebi bu sabahki değişik hali açıklama dürtüsünden olabilir. Belki öyle uyuduğum gecelerin sabahına bir başka türlü (sevimsiz, huysuz ?) uyandığımı tespit etmiştir bilinçdışım da bana akşamı yazdırmıştır, who knows.
Ben de yatakta kitap okudum, hiç yapmadığım bir şeydir ilk iş olarak. Bu bir keyif ve buna hazırlanılması gerek diye düşünüyorum sanırım normal sabahlarda. Yani önce gidip dilimi sıyırmalı ve dişimi fırçalamalıyım, sonra ağzımda hindistan cevizi yağı çevirirken sabah sayfalarımı yazmalıyım. Sonra neti pot ile burnumu temizleyip gidip kekik yağı koklamalıyım. Odaya dönüp kuru fırçalama, tartılma (ennn sevdiğim kısım bu aralar) ve dua + niyet. Sonra mutfağa dön ve ılık limonlu ballı su ve kahve hazırla. Şimdi otur ve okuyor musun ne yapıyorsan yap.
Tüm bunları atlamak ok dedim bu sabah. Okuduğum kitabı çok sevmiş olmamla da ilgisi olabilir. Bir dönem hayatımda oldukça fazla yer alan ama şu an hiç olmayan biri için almıştım kitabı aslında, yazarın Zai’de imza günü olacaktı, ona imzalatacaktım. Ne imza günü oldu, ne imzalattım, ne yolladım kitabı. Okuyayım bari demiş olacağım, iyi ki de demişim.
Sabah ritüelimin bir kısmı da yağ yakmak. Buhurdanlıkta altında mum ve üzerinde suya damlatılmış nane yağı ile. Ama mumu yakamadım bu sabah. Çünkü dün bana mangal yapmaya gelen annem ve kardeşim giderken evimdeki tek yakıcı ale tolan çakmağı götürmüşler. Öfkelendim bir parça, ama konu bu değil.
Ama konu kardeşim, nerden bağlanacağını planlamamıştım, buradan bağladım. Bu sabah kardeşime 16 bin TL borç verdim. Ve bunu tereddütsüz , güle oynaya yaptım. Hatta hesabımda sadece 11 bin vardı boşta duran, 5 bin tl de taksitli nakit avans kullandım bunun için. 250 tl faiz ödeyeceğim. Esnek hesap kullansaydım aynı tutar için 280 tl faiz ödeyecektim. Bankayı arayıp bu seçenekleri netleştirmek sonra tutarı kardeşime transfer etmek bana garip bir haz verdi. Dün bana boşta duran ne kadar paran var, bir süre kullanabilir miyim demişti. Ben de 20 bin vardır sanırım dedim, bub ana mantıklı görünen bir tutardı gerçekten de ama yukarı yuvarlanmışı.
Neden yukarı yuvarlıyorum ? Çünkü 21 yıldır çalışıyorum ve hesabımda bir miktar para olmaması bana saçma geliyor sanırım. Utanıyorum ve saklıyorum. Daha önce de buna benzer bir sohbet olmuştu, yine olandan fazlasını söylemiştim. Kardeşim hep der 50-60 bin lira paran olsa köşede, şöyle çalıştırırız , böyle kazanırsın vs. Ama sanırım kafamız para kazanma konusunda aynı şekilde çalışmıyor. Ben hep maaşlı bir işte çalıştım, 2000 Eylül’den beri, sanırım üç ufak aralıkla. O ise hep kendi işini yaptı, aldı sattı, iş bağladı, müşteri iletişimiyle veya amiyane tabirle şeytan tüyüyle kazandı. Bir kez çok fena battı, haciz ve ortadan kaybolma sonucu ile.
Şimdi ise, hastaneden çıkarken doctor ona bir hafta demesine ragmen, telefonla iş kovalamaya ve bitirmeye devam etti. Biz anlayamadık, dedik ki, odağın iyileşmek olmalı, başka şeyi düşünmemelisin. Ama o öyle yaşamıyor hayatı. Dün ve bu sabah anladım, nasıl anladığımı anlatabilirsem tüm bu yazının yazılış amacı yerişne oturacak.
Dün bana yemeğe geldiklerinde, normalden daha sakin ve derin konuşabiliriz diye düşünmüştüm. Tedavisine nasıl devam etmeyi planlıyor, destek alacak mı ve ben onun için ne yapabilirim konularında. Konuşmaya çalıştım da gerçekten, benim senin için yapabileceğim ne var diye sordum. Hiç bişey , çok teşekkür ederim yaptıklarına dedi. Konuşmanın başka bir aşamasında da boşta duran paramı borç olarak istedi işte. Anladım ki, benim onun için yapabileceğim şey, onun hayatı yaşama anlayışına destek olmak. Psikolojik destek almasını organize etmek değil. Herkes aynı şekilde algılamıyor hayatı, aynı şekilde baş etmiyor. Ben olsam, tüm bu olayın olma sebebinde dibe inip kökenini, duygusal kaynaklarını araştırmak için destek alırdım. O ise ekonomik olarak güçlenerek iyileşmeye çalışıyor. Kim bilir benden aldığı parayı neye kullanacak. Hiç fark etmez.
Tüm bunların sonunda, birine yardım etmenin, destek olmanın, yanında olmanın, iyileşmesine hizmet etmenin, adı her ne olursa olsun, ancak onun hayatı algılayışı doğrultusunda olabileceğine aydım. Bir şekil dayatarak kurtarıcılığa soyunmak ancak şahsi zihinsel tatmine yarayabilir. Asla karşı tarafa hizmet etmeyecektir.
Bir geri sarıcam, sabah, yani bu tatmin hissini yaşatan aksiyon öncesi, saat 8 gibi instagramı açtığımda, son zamanlarda takıldığım dj (Levent Erim) adamın hep bahsettiği Ayşegül’ün canlı yayınını gördüm ve ilk defa girdim. Gülümsüyor, gülümsemenin gücünden bahsediyordu, sonra da niyet yaptı herkes ve bitti yazdı. Bitti yazanlar için o da çalıştı, falan filan. Ben nelere niyet ettim ? En başta sözü geçen yıkıcı başa çıkma mekanizmalarımdan kurtulmaya, sevgilim olmasına ve boşa para harcıyorum duygusundan kurtulmaya.
Sonra yaptığım ‘harcama’ bana tatmin hissi yarattı çok şükür.
Yayının sonrasında da yine Levent’in çaldığı müziklerle dans ettim. Kahvaltı hazırladım, çalıştım falan. Klasik sabah. Sonra çantamı alıp çıktım, şimdi bu yazıyı deniz kenarından yazıyorum. Internet bağlantısı yok, telefondan bağlanıp yayınlayacağım. Diyeceğim o ki, niyetinizin hangi kılıkta ve ne zaman cevaplanacağı bilinemez ve birine yardım etmenin tek yolu onun yardım anlayışını anlamaktır. Cümleten Namaste

Yorumlar
Yorum Gönder